İşte Ahmet Davutoğlu'nu AK Parti'den ihraca götüren sebepler

Ahmet Davutoğlu özellikle son yıllarda AK Parti'ye eleştiri ve önerilerini hem sözlü hem de yazılı olarak pek çok kez Cumhurb

Türkiye 03.09.2019, 00:15 03.09.2019, 00:15
İşte Ahmet Davutoğlu'nu AK Parti'den ihraca götüren sebepler

Ahmet Davutoğlu özellikle son yıllarda AK Parti'ye eleştiri ve önerilerini hem sözlü hem de yazılı olarak pek çok kez Cumhurbaşkanı Erdoğan’a iletti. Ancak herhangi bir adım atılmadığını gördüğünde ‘artık konuşma vakti’ diyerek yerel seçimlerin ardından 15 sayfalık bir manifesto yayınladı.





Bugün ise akşam saatlerinde AK Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısında, Ahmet Davutoğlu, Selçuk Özdağ, Ayhan Sefer Üstün ve Abdullah Başcı'nın tedbirli olarak partiden kesin ihraç istemiyle Merkez Disiplin Kurulu'na sevkine oy birliğiyle karar verildiği haberi geldi.





Ahmet Davutoğlu’nu ihraca götüren süreç bir bakıma onun bir manifesto yayınlayarak devlette akrabalara tanınan iltimas meselesini irdelemesi, FETÖ davalarını gölgede bırakan adaletsizlikleri gündeme getirmesi, Cumhur İttifakı’nı eleştirmesi ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde üzerinden revizyon taliplerini dile getirmesiyle başladı.





Manifestoda ne demişti Ahmet Davutoğlu?





15 sayfalık manifestonun en temel başlıklarından biri de AK Parti’nin kazanımlarını üzerine adeta paraşütle inen ve partinin genleriyle oynayan Pelikancılardı. Davutoğlu manifestosunda Pelikancılar için şunları söylemişti:





  • Daha da tehlikelisi, kendisini partimizin kurullarının üstünde gören ve adeta paralel bir yapı gibi partiyi yönetmeye çalışan bir odağın ortaya çıkması ve partinin seçilmiş yetkililerini ve kurullarını devre dışı bırakmaya kalkışması teşkilat kurumsallaşmasının özünü sakatlamıştır.




  • Siyasi rakip görülen kişilerin yıpratılması için sosyal medya operasyonları dahil her türlü iftiranın yaygınlık kazanması, bir ömrünü bu davaya adamış ve ortak mücadele vermiş insanların toplumsal itibarlarının yok edilmesine dönük ithamlara sessiz kalınarak dolaylı destek verilmesi ve geçmişte en önemli değerimiz olarak gördüğümüz vefa duygusunun ciddi şekilde zedelenmesi üzerinde açık yüreklilikle düşünülmesi gereken hususlardır.




FETÖ davalarına gölge düşüren adaletsizlikle hakkında şu cümleleri kurmuştu Ahmet Davutoğlu:





  • FETÖ ile tavizsiz verilmesi gereken mücadelede farklı kişilere farklı kriterler uygulanması, yürütülen mücadeleye zarar vermektedir. Bu konuda hukukun en temel ilkesi olan ‘suçların şahsiliği’ ilkesi özenle korunmalıdır. Bazı durumlarda, örgüt okullarında okumuş, kardeş ya da akrabaları örgütün ve darbe sürecinin önemli elemanları arasında olan kişilerin en üst düzey devlet görevlerine atanmasında sakınca görülmezken alt düzey bir memurun yakınlarından birinin yine alt düzey bir ilişkisi sebebiyle işten çıkarılması kamu vicdanında FETÖ ile mücadele konusunda soru işaretleri oluşturmaktadır. 




“Devlette akrabalık ilişkisi olmaz, liyakat olur” diyen Ahmet Davutoğlu ‘damat’ meselesine şu şekilde değinmişti manifestoda:





  • Bir devletin yönetim etkinliğinin en öncelikli şartı siyasette ve kamu yönetiminde ehliyet ve liyakat unsurlarının esas alınmasıdır. Bunun aksine kamu yönetimde hısım ve akraba kayırmacılığının yaygınlaşması her türlü yozlaşmanın ve güç zehirlenmesinin hem en önemli sebebi hem de en çarpıcı göstergesidir. Bu yozlaşmanın yaygın bir nitelik kazanması rasyonel denetim mekanizmalarının işlemesini de imkansızlaştırır. Siyaset kurumunun ve bürokrasinin rasyonel işleyişi için, yakın akrabalık ilişkisine sahip olanlar devlet yönetiminde ast-üst hiyerarşisi içinde yer almamalı, personel alımlarında kişinin kökenine, bölgesine ve şehrine odaklanılmasının önüne geçilmeli, istisnai atamalar açık ve şeffaf bir şekilde belirlenmelidir. 
  • Diğer taraftan özel alanda kalması gereken aile ilişkilerinin kamusal ve resmi alana yansıtılması da hem aile hayatına zarar vermekte hem de hukuki sorumluluk alanının dışına taşan ilişkilerin ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Siyasetçilerin ve kamu görevi yürütenlerin aile mensupları devlet imkanlarından yararlanmada ne özel bir ayrıcalığa sahip olmalıdır ne de yıpratıcı bir eleştiriye muhatap kılınmalıdır.




Ahmet Davutoğlu’nun AK Parti yönetimine getirdiği en önemli eleştirilerden biri de şüphesiz şeffaflık yasasıydı. İşte o konudaki uyarıları:





  • Siyasi etikle ilgili bütün bu konuların en kesin çözümü şeffaflık ilkesinin toplumsal hayatın her alanına egemen olmasıdır. Şeffaflık ahlaki bir ilke olma yanında FETÖ ve benzeri her türlü vesayet girişimini engellemenin de en temel vasıtasıdır. Hangi amaçla olursa olsun, her türlü darbe girişimini engelleyecek en önemli unsur sivil toplumdan devlet kurumlarına, şirket yapılarından hayır kuruluşlarına, yerleşik geleneksel basın mecralarından sosyal medyaya kadar hayatın her alanında şeffaflığı egemen kılmaktır. 




• Öte yandan kamu ihalelerinin toplumun bilgisi olmadan gerçekleşmesi, ihale kanunundaki istisnaların kanunun kendisini fiilen işlemez hale getirmesi, kamuoyunda devlet bütçesi ile yapılan işlerin sürekli aynı şirketlere verilmesi gibi yolsuzluk algısına yol açan olgular da acilen yüzleşilmesi ve gereğinin yapılması gereken hususlardır. 





Ahmet Davutoğlu AK Parti’nin MHP ile ortaklığa gitmesine, dolayısıyla Cumhur İttifakı’na da şu ifadelerle karşı çıkmıştı:





  • Partimizi Türkiye’nin her yerinde birinci parti kılan toplumsal kapsayıcılık ve ilişkiler ağında da ciddi bir daralma yaşandığı gözlenmektedir. Son seçimlerde alınan neticeler Cumhur İttifakı olarak dahi sahil kesimlerinden koparak İç Anadolu ve Karadeniz’e doğru daralan bir siyasal etkinlik alanına sıkışmakta olduğumuzu göstermektedir. İç Anadolu’da ise ittifak-içi dengenin partimiz aleyhine değişmekte olduğu bir vakıadır. Bu coğrafi ve toplumsal destek daralmasının gerek söylem gerekse eylem düzeyindeki sebepleri üzerinde titizlikle durulmazsa bu daralma bir siyasi kıskaca dönüşecektir.




Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi hakkında Ahmet Davutoğlu’nun eleştirisi şu yöndeydi:





  • Devlet mimarimizin süreklilik arz eden en önemli özelliklerden birisi devlet başkanlığı makamının toplumun bütününü temsil etmesi ve her kesimi kucaklamasıdır. 12 Eylül anayasasının doğasını bozduğu parlamenter sistemden Başkanlık sistemine geçerken dikkat etmemiz gereken en hassas konulardan birisi devlet geleneğimizden gelen her kesimi kuşatıcı devlet başkanlığı ile parti kimliğine dayalı başkanlık sistemi arasında çatışma yaşanmasının engellenmesidir.




• Demokratik başkanlık sistemlerinde gözlendiği gibi Cumhurbaşkanının parti üyeliğine sahip olması bir sorun teşkil etmemekle birlikte genel başkanlık görevinin de aynı kişi tarafından yürütülmesi hem devlet işleyişi hem parti kurumsallaşması açısından sakıncalar doğurmaktadır. Cumhurbaşkanı’nın seçimlerin birinci derecede tarafı olarak seçim ortamının gerektirdiği yoğun ve çoğu zaman da sert siyasi polemiklere girmek durumunda kalması, devlet geleneğimiz içinde toplumun tüm kesimlerine eşit mesafede durması gereken Cumhurbaşkanlığı kurumunun toplumun en az yarısı ile psikolojik bir kopuş yaşamasına yol açmaktadır. 





• Bu çerçevede, yeni sistemin en asli unsurlarından biri olarak görülen partili cumhurbaşkanlığı uygulaması mevcut Cumhurbaşkanımızın şahsından bağımsız olarak yeniden değerlendirilmeli ve Cumhurbaşkanlığı ile parti genel başkanlığı görevlerinin bir arada yürütülmesinin doğurduğu sakıncalar giderilmelidir.


Yorumlar (0)
21°
parçalı bulutlu